ABOUT

[ « back ]

RENKLI DÜSLERIN S I Y A H / B E Y A Z FOTOGRAFÇISI

Necmi Sönmez
Mehmet Ünal'in Fotograf Anlayisi Üzerine Bir Yaklasim:

20.yy'in üzerinde en çok tartisiIan "yarati" tekniklerinden biri olan "Fotograf Sanati", güncelligini koruyan post-modernizm tartismalari içinde oldukça ilginç yüklenimlere, ya da her türlü yüklenimin bosaltiImasi gerektigini savunan görüslere sahne oluyor. Tarihi içinde hiçbir dönem bu kadar ön plana çikmayan Fotograf Sanati'nin 80'li yillardan itibaren özellikle Avrupa kitasinda bir disiplin olmaktan kurtulup, "disiplinler-üstü" bir konuma gelmesinde, kita Avrupa'sinin yeni-kültür- politikasindaki degisikligin önemli bir katkisi var. Kita Avrupa'sinin yeni-kültür-politikasi, öncelikle "ulus" kavramini ortadan kaldirmayi amaçliyor; Ulusalligin sagir bir diyalog oldugu vurgulanirken, ön plana çikarilan Avrupa Kültürü ve buna paralel olarak gelistirilebilecek olan bir "kitalar-arasi" kültürde, Fotograf Sanati büyük bir ihtimalle "anahtar rolü"nü üstlenecek. Bu noktada tartisilmasi gereken, Türkiye'nin ya da Türk Fotografçiliginin (ne demekse) yeni gelismeler içinde nasil bir etkinlik çizgisi olusturacagi degil. Çünkü toplam bir anlayisin sonucu degildir Türk Fotografi.

Sanatlari ulus basligiyla degerlendiren "indirgemeci görüse" karsiyim. Ülkemizin politik durumundan kaynaklanan bir takim özellikler sanatçilarin üzerine bir kimlik etiketi gibi yapistirilmak isteniyorsa ve bu ugras Avrupa'da belli bir Türk sanatçisi imaji olusturmussa, fotograf sanatçilarimiz da bu degerlendirme çizgisine dahildir. Almanya'da yasayan Mehmet Ünal, simdiye dek gerçeklestirdigi fotograf sergilerinde gelistirdigi anlayusla, çizgisini belirlemis ve bu çizgi içinde üst sinirlari zorlayan bir açiyla, Almanya'daki - Türk toplumunun alt ve üst egilimlerini "tam" olarak belirlemistir. Federal Almanya Hükümeti'nin isçi açigini kapamak üzere çagiri yaparak kendi ülkesine getirdigi Türk insanlari, cografyasi ve kültürüyle kendi geleneklerine uymayan bu toplum içinde, her azinligin yapageldigi gibi, çogunlukla arasina kalin bir duvar örmüs-tür. Aradan geçen otuz yillik süreye, konukluk'tan (Yabanci isçiler için kullanilan (Gastarbeiter - misafir isçi nitelemesi bile çok ince siniri belirler) yerlesiklige geçise ragmen bu duvar varligini korumaktadir. Ünal'in Bu duvari kendine hedef almasi, arkasi ve önüyle, üstü ve altiyla, parçasi ve bütünüyle siradisi olan iliskileri kurcalamasi bilinçli bir tercih. Almanya'daki Türk toplumunun birbiriyle örülmüs duygusal-politik-ekonomik iliskileri Ünal'in fotograflarinda sürekli olarak ön plana çikan bir "leit motive"dir.

'Du weißt nicht wie es ist, Überall ein Fremder zu sein!"
(" Her Yerde Yabanci Olmanin, Ne demek Oldugunu, Sen Bilmezsin!")

Ünal'in fotograf serüveninde önemli bir yeri olduguna inandigim bu baslik, kendisinin birçok önemli Alman müzesinde sergilenmesini saglayan ilk kisisel sergisinin ismidir. Halen yasamini sürdürdügü Mainz kentinde ve Almanya'nun diger Türk yerIesim merkezlerinden çektigi fotograflarla olusan bu dizi resimlerinde, Ünal'in birbiri içine girmis insan örgülerini inceledigini görürüz. Belki yüzlerce kez giyilen bir yün kazak gibi, Ünal eline geçirdigi insan örgülerinin kayiplarini-
kazanimlarini,
tutkularini-nefretlerini,
açligini-toklugunu
ezberlemistir artik.
Durur bu örgünün bir ipini çeker.
Çok siradan, çok alisilagelmis bir yün parçasidir bu.
"Her Yerde Yabanci Olmanin, Ne demek Oldugunu, Sen Bilmezsin!" dizisindeki fotograflari birbiri ardindan çekilmis ipler olarak görüyorum. Her fotograf, kökleriyle sarsilan Türk insaninin dramidir. Bir noktadan sonra bu drami asan göz, çerçevenin içindeki figürüyle birlikte kavrayan detaylarla karsilasir. Ah, biktim bu dramdan ben artik. Almanya'da kendini sanatçi gören her insanimizin yedirrneye çalistigi salata! Hangisi gerçek, hangisi sahici gibi? Izolasyona ugramis yabancilari net'lemeye çalisan birçok sanatçiyi gördüm, islerini yakindan izledim. Fakat hiçbiri, Ünal'in yukarida belirttigim "dizi-fotograflari" kadar etkilemedi beni. Bir kere daha söylemek istiyorum, onda bunun üstü (fazlasi) olarak görebilecegimiz teknik yeterlilik, konunun çarpiciligi altinda kalmamasiyla da dikkat çekicidir. Yine bir dizi-anlayisi ile çektigi Almanya'daki Türk entellektüellerine ait portrelerde, teknik ve "portreye yaklasim açisi" bakimindan, arastirici bir çizginin ön plana çiktigini ve kuru-suret çikarma islevinin yerini deneysellige biraktigini görürüz. Ünal'in Portre çalismalarinda dikkati çeken bir öge de, birlikte çalistigi sanatçinin en özgül organini yakalarnaya çalismasidir. A.Dino portrelerinde eller, Y. Pazarkaya'nin portrelerinde saçlar, D. Özlü portrelerindeyse dudak-çene izleyicinin ilgisini çeken, üzerine yogunlasilmis detaylardir. Ünal'in sirndiye dek hiçbir yerde yayinlamadigi Özlü portrelerinin yetkinligini beilirtrnek zorundayim.

Son olarak üzerine çalistigi projelerden birisi de, "Nereden Geldik Nereye Gidiyoruz", burada Almanya'ya ilk geldikleri vesikalik fotograflariyla simdiki hallerine ait büyük boy figür fotograflari yanyana kullaniliyor. "Status" simgesi olarak görebilecegimiz kisisel-günlük-kullanim-gereçleri; anahtarlik, tesbih, el çantasi vb. nesneler Türk insanlarinin burada geçirdigi yillar boyunca edindigi mal varliklarni yansittgi gibi, toprak kökenli bir vücut yapisinin, yeni yerlesim bölgesinde ugradigi mutasyona da gönderme yapiyor. Burada kullandigi modelleri yillar boyunca tanimis, sinamis olan Ünal, kisisel görüslerini modelleri üzerine yansitirken, onlari poz vermeye zorlamiyor. Belki de modellerini kendi basina biraktiginda, istedigi pozu vereceklerini bildigi için. Bu dizinin sergileme sekli üzerinde kesin bir saptayim yok. Fakat Ünal, çalisirken modellerinin seslerini de aldigi için, bu insanlarin kisiliklerini kusatan Almanca konusmalarini da fotograflariyla birlikte sergilemeyi düsünüyor. Serginin içerigini olusturacak olan ana tiplemelerde ilgiyi çeken ilk özellik, hemen hemen hepsinin Almanya'ya göç eden ilk kusaga, tavirlara sahip olmalari.

Kendi kariyerini baslatan ilk dönem çalismalarinda oldugu gibi burada da "içteki tavri" sinirlayan duvari asiyor. Figürleri, sonradan ögretilmis davranislarini sayisiz kere tekrarlarken farkinda olmadan naifliklerinin altindaki "kasaba-esnafi-ziyniyetini" ortaya çikariyorlar. Ünal'in stüdyosundaki makineler böylesi zamanlarda iki misli çalisiyor olsa gerek. Almanya'daki Türk insanlarinin duvarlari sanildigi kadar ince degil. Kaldi ki, bu insanlarin hal ve tavir psikolojilerindeki normal üstü (anormal degil) egilimler, Alman psikologlar tarafindan dikkatle izleniyor. Ünal'in üzerine çalistigi "an" lar, "Hayir, böylesi olamaz" deyip gözlerini yukariya kaldirdigi anda modelinin iç geçirip rahatladigi zamanlar olsa gerek.

Kasim 1990, Mannheim

[ « back ]

 
• top