ABOUT
Mehmet Ünal ile Röportaj : Türkiye Göçmenleri
fotoritim, röportaj: Aydan ÇINAR, 05.2009
Çocukluk ve gençlik dönemlerinizde fotograf ve fotograf çektirmek size neyi ifade ediyordu?
Hiçbir seyi. Çocuklugumdan sadece üç adet fotografim var. Fotograf, dünyama girmemisti.
Tiyatro okudunuz ve sanatin içerisindeydiniz, fotografa yönelmenizdeki en büyük sebep neydi? Federal Almanya'ya gidisinizin ardindan kendinizi ifade etme isteginiz mi bunu tetikledi?
F.Almanya'da fotografa baslamam, çalismak zorunlulugundan dogdu. Gerek ögrenmis oldugum meslekte, gerekse vasifsiz çalismayi göze aldigim firmalarda is bulamadim. Sadece günlük Türkçe yayimlanan bir gazete, muhabirlik yapabilecegime inandi. Haber yaparken ayni zamanda fotograf çekmek zorunlulugu nedeniyle, fotografla temasim baslamis oldu.
Ilk fotograf makineniz esinizin hediyesiydi (yaniliyorsam lütfen düzeltin), bunun hayatinizda bir dönüm noktasi oldugunu söyleyebilir misiniz? O yillardaki duygularinizdan bize biraz bahseder misiniz?
Evet. 'Ev erkekligi' yaptigim aylarda, bos zamanlarimi böyle degerlendirmemi uygun gördü. Bos zamanlarimda, önüme çikan her seyi fotograflamaya basladim. Bu dönemde biriken içerik ve teknik bilgiler, daha sonra para kazanmama bile neden oldu. Demek ki öngörülü bir birey. Fotograf yalniz basina yapilabilen bir ugras... Tiyatroda, tek kisilik oyunlar olsa bile, yalniz olmak güç.
Fotografla ilgili herhangi bir egitim almadiniz, fakat ögrenmekten bakmaktan, görmeye çalismaktan da vazgeçmediniz, bu süreci anlatir misiniz?
Evet. Bakmak, bakmasini ögrenmek, sadece fotografa özgü degildir, diye düsünürüm. Her bireyin bakmasini ögrenmesi gerekir. Fotografçi da aygiti araciligi ile bakmasini ögrenmeli, kendisini bu yönde egitmelidir. Bakmak ile çekmek hep ayri seyler olmustur. Bu konuda, fotografin ustalari gerekeni söylemislerdir. Bana gelince, ben de kendi ögrendiklerimden yola çikarak çevremi, insanlari gözlemliyorum. Tavir aliyorum. Bu tavri fotograflarima bakanlar anlayabiliyorsa kendimi mutlu hissetmem gerekir. Ancak, kendi fotograflarim konusunda konusmaktan da çekinirim.
Almanya'da "Misafir Türk Isçisi Olmak" deyiminizden yola çikarsak, Almanya'da Türk Fotografçi olmak nasil bir duygu? Ne gibi zorluklar yasadiniz?
'Misafir isçi' tanimlasini kim buldu? Almanlar mi, Türkler mi? Hâlâ açikliga kavusamadi... ama hem misafir hem de isçi olmak bana pek garip gelmistir... Ben, anamdan misafirin çalistirilmamasini ögrenmisimdir. Ayrica Almanca dili pek geliskin bir dil. Söylenen söz geçerlidir; söylenmek istenilen degil. Bu nedenle de somut bir dil oldugu savunulur. Neyse ki, 'konuk isçi' neredeyse kullanilmaz oldu. Buradaki yabancilara Almanlarin 'Sen bizden degilsin!' duygusunu aktüel tutmak için, bilimciler sürekli yeni kavramlar buluyorlar. 'Konuk isçiler' ile baslayan serüven, 'Yabanci isçiler'; 'göçmen' ve baska tanimlamalardan sonra, günümüzde 'göçmen geçmisi olan insanlar' ya da bu ülkenin vatandasligini seçenler 'göçmen geçmisi olan Almanlar' deniliyor.
Uzun bir konu. Sikici bir konu. 'Türk Fotografçi' ülkemizde de kullanilmakta... ne kadar dogru? Dijital zamanimizda ne kadar bilinir... Fotografta fizik ve kimya vardi. Kimya gitti, fizik kaldi. Bu bilimler herhangi bir dile göre farkli ise, Türk ya da Alman fotografçilar olabilir... Bilim tek olduguna göre geriye fotografi çeken insan kaliyor. Benim karsilastigim sorunlari anlatmak istemiyorum. Geçmisi kurcalamanin bir faydasi yoktur.
1979 yilinda UNICEF' in bürosunda çocuk fotograflarindan olusan ilk serginizi gerçeklestirdiniz. Ardindan "Her Yerde Yabanci Olmanin, Ne demek oldugunu, Sen Bilemezsin" adli ilk kisisel serginiz oldu. Bu serginin adi ve içeriginden bahsedebilir miyiz? Bir sitem miydi? Yoksa memleketinize olan bir özlem miydi?
Bunlar hakkinda yorum yapmak bana düsmez. Fotograflari izleyenler degerlendirmeli. Bu çikislar benim için politik bir tavirdi. 'En Alttakilere' dikkat edilmesi için bir 'çiglikti.'
Fotografi birakmayi hiç düsündünüz mü?
Evet! Ama beceremedim.
Hayatinizda fotograf olmasaydi, kendinizi ifade sekliniz tiyatro alaninda mi olurdu yoksa müzik ile de ugrasmayi düsündünüz mü?
Göç olmasaydi tiyatroda kalirdim. Tiyatro sevgisi farklidir. Sahne büyülüdür. Bu nedenle bes yil önce, gene benim gibi LCC-Tiyatro Mektebi çikisli bir arkadasimla, bir oyun yazdik-sahneledik ve sadece Almanya'da 30 kez kadar oynadik. Müzik ise dinlemeyi sevdigim bir türdür.
Çekilen her fotograf tarihe düsülen bir notsa, yillar içerisinde çektiginiz fotograflariniz ve anilarinizi birlestirmeyi düsündünüz mü? Kendi fotograf tarihinizi nasil ifade edersiniz?
Fotografin tarihe düsülen bir not oldugunu hep düsünmüsümdür. Bu nedenle simdiye dek yayimlanan kitaplarim oldu. Hala da yayimlamaktan yanayim. Benim çektiklerim, özellikle buradaki 'Türkiye Göçmenlerini' çekmekle, bu ülkenin tarihine, söyle gelip-geçerken katkim oluyor, diye de patavatsizca düsünüyorum. Düsüncelerimi paylasan bazi müze yöneticileri de, bunlari alip, arsivlerinde sakliyor; bazen sergiler açiyorlar... Tarih olmasi, olabilmesi için henüz erken... August Sander bile, bir torununun çabalari ile yeni yeni anlasilmaya baslandi...
Portre çekimleri yapiyorsunuz, bu insanlara yakin olmanizi gerektiriyor. Fotografladiginiz insanlarla iletisiminizi nasil tanimlarsiniz?
Ben 'saldirgan bir fotografçi' degilimdir. Habersiz çektiklerim asiri derecede azdir. Sohbet, konusmak benim için önceliklidir. Bazen kilometrelerce, bir insani portrelemek için giderim, sohbet agirlik kazanirsa, fotograf çekmem. Yani fotograf hep ikinci plana atilir. Insanlarla birlikte olmak ana amaçtir.
"Iyi fotograf çekmenin yolunun iyi bir makineye sahip olmaktan geçmedigini, makinenin iyi olmasinin sadece az bozulmasindan ve uzun süreli kullanimindan ibaret oldugunu" savunuyorsunuz. Teknolojinin sürekli devinimlerini nasil gözlemliyorsunuz, bunun fotografa ve fotograf sanatina etkisini nasil degerlendirirsiniz?
Kendini bilen her birey gibi, teknige esir olmamayi amaçladim, amaçliyorum.
http://www.ahmetozyurt.com/photography/KONUKLAR1.html
Fotograf aygitlarina yaklasimim konusunu, bahsettiginiz alintida da belirttigim gibi hala savunuyorum. Bu, teknik gelismelere karsi bir tavir degildir. Tam tersine! Bu konuya en dogru yaniti degerli Ersin Alok, Isa Çelik verebilir. Makinelerin sanata bir etkisi olabilecegini düsünmem. Kullanan önemlidir. Aygitin arkasinda duran, vizörden bakan önemlidir. Vizörden bakanin kafa yapisi, kültürü önemlidir. Ben, insanin dünyaya olan tavrinin, bakmasina, görmesine etkisi oldugunu düsünür ve savunurum.
Üzerinde çalistiginiz ya da gerçeklestirmeyi düsündügünüz bir projeniz var mi?
2007 yilindan bu yana, gene burada yasayan Türkler -Türkiyeliler- in 400 kadarini portreledim. Almanya'ya göç uzadi... Ne gibi farkliliklar var? Sorusu ile yola çiktim... Bir seyler çikti mi? Görecegiz!
Yeni nesil fotografçilara söylemek istedikleriniz var mi?
Iyilik, saglik, özveri. Fotograf dahil, ne yaparlarsa yapsinlar iyilik için, insanlik için yapsinlar.
Zaman ayirdiginiz için tesekkür ederim.
Ben tesekkür ederim!